11 Mart 2010 Perşembe
30 RAMAZAN
 
 
  
  Sende İftar Ver Fitre ve Zekat Adak Kurban Bayramlık SMS Bağış Kumanya
İftar Saati : 00:00
Kalan Süre : 00:00:00
İmsak Saati : 00:00
Kalan Süre : 00:00:00
RAMAZAN LÜGATI
Ramazan : Hicri takvimin dokuzuncusu ve üç ayların sonuncusu olan Ramazan “on bir ayın sultanı” olarak anılır. Kur’an-ı Kerim bu ayda nazil olmaya başlamıştır. Kur’an’da ismi açıkça geçen tek ay Ramazan’dır. Ramazan’a bu ismin verilmesindeki hikmet iki şekilde anlatılır:
Sonbahardan önce yağıp yeryüzünü tozdan temizleyen yağmur anlamına gelen “ramdâ” kökünden türemiştir. Yağmurun yeryüzünü temizlediği gibi, Ramazan ayı da insanları günahların kirinden arındırır.
Güneşin şiddetli hararetinden taşların yanıp kızması anlamına gelen “ramad” kökünden türemiştir. Kızgın taşların yürüyenin ayaklarını yakması gibi, Ramazan’da müminlerin günahlarını yakar, yok eder.

Oruç : Diğer dinlerde de uygulanan bir ibadet olan oruç, İslam’da Müslüman olmanın beş şartından, İslam’ın dört temel ibadetinden biridir. Kelimenin aslı Farsça “günlük” anlamına gelen “Ruze”dir. Önceleri “Oruze” olarak kullanılmış, daha sonra oruç şeklinde ifade edilmeye başlanmıştır. Arapçada orucun karşılığı “savm” kelimesidir. Savmın anlamı yemek-içmekten kendini tutmak, hareketsiz kalmak ve her şeyden elini eteğini çekmektir. Kur’an’da savm “susmak” anlamında da kullanılmıştır.
İslamî anlamda oruç, imsaktan güneş batıncaya kadar yemekten, içmekten, cinsel ilişkiden ve orucu bozan diğer şeylerden kulluk niyetiyle nefsi alıkoymaya verilen isimdir.

Sahur : “Seher” kelimesinden türeyen sahur, gecenin son altıda birinde tan yerinin ağarmaya başlamasından önce yenen yemeğe verilen isimdir. Sahur yemeği, temcit yemeği olarak da anılır. Hz. Peygamber (a.s.m.) sahur yemeğini özellikle teşvik ederek, Yahudilerin tuttuğu oruçtan sahur yemeği ile ayrılacağımızı beyan etmiştir. Efendimiz, bir hadislerinde, “Sahura kalkıp yemek yiyin, zira sahurda bereket vardır” buyurmuşlardır.

İmsak : “Mesk” (tutmak, terk etmek) kökünden türeyen imsak kelimesinin sözlük anlamı, nefsine hakim olup bir şeyden el çekme, perhizdir. Zıddı iftardır. İslam literatüründe oruca niyet eden insanın orucu bozan şeyleri yapmamaya başlaması gereken zamandır. Oruç imsakla birlikte başlar. Kur’an-ı Kerim’de imsak, fecir kelimesiyle anlatılır: "Fecirde beyaz iplik siyah iplikten ayırt edilinceye kadar yiyin, için. Sonra orucunuzu geceye kadar sürdürün." (2/187). Beyaz ve siyah ipliğin görünmesinden maksat, gündüzün aydınlığı ile gecenin karanlığının birbirinden ayrılmasıdır.

İftar : Arapça kahvaltı anlamına gelen “futûr” kelimesinden türeyen iftar, güneş battıktan sonra orucu açmak üzere yenen yemeğe verilen isimdir. Akşam namazını bildirmek üzere okunan ezan aynı zamanda iftarı da haber verir. Hz. Peygamber'in iftar etmedikçe akşam namazı kılmadıkları, hiç değilse bir yudum su içtikleri rivayet edilmiştir. İftarda acele etmenin sebebi, oruçlu oldukları zaman iftarı yıldızları görünceye kadar geciktiren Yahudi ve Hıristiyanlar’a benzememektir. Bu nedenle iftarı acele yapmak müstehap sayılmıştır.

Teravih : Teravih, Arapça’da “oturmak, istirahat etmek, rahatlamak” manasına gelen “terviha” kelimesinin çoğuludur. İslam dilinde Ramazan ayında yatsı namazından sonra kılınan 20 rekatlık namaza verilen isimdir. Teravih namazı, her dört rekatın sonunda oturulup biraz dinlenildiği için bu adı almıştır. Her Müslüman için sünnet-i müekkede yani Peygamberimizin devamlı işleyip nadiren terk ettiği bir ibadet olan teravih, orucun değil vaktin sünnetidir. Ramazan gecelerini ihya etmek için kılınan teravih namazı Kur’an’da zikredilmemekle birlikte birçok hadiste yerine getirilmesi teşvik edilen ibadetlerdendir.

Mukabele : Karşılaştırma, yüzleştirme, karşılık verme anlamlarına gelen “mukabele” kelimesi Kur’an tarihi ile ilgili bir terimdir. Kur'an'ın Allah tarafından indirildiği şekilde muhafazası, âyet ve sûrelerin düzeninin doğru olarak tespiti ve bunun kontrolü için Cebrail (a.s.) her sene Ramazan ayının her gecesinde, Hz. Peygamber’e gelirdi. Hz. Peygamber Kur'an âyetlerini Cebrail'e okurdu. Buna "arz" denir. Aynı âyetleri, mukayese için Cebrail okumasına ise "mukabele" denir. Bu şekilde Kur'an, Hz. Peygamber'e âyet âyet nazil olduğundan her âyetin yeri, hangi sûrenin neresine yazılacağı Cebrail tarafından bildirildi. Resul-i Ekrem de vahiy kâtiplerine bu şekilde yazdırır, hafızlar da buna göre ezberlerdi. Mukabele, Müslümanlar arasında köklü bir gelenek halinde günümüze kadar gelmiştir. Kur’an ayı olan Ramazan’da evlerde ve camilerde mukabeleler okunup hatimler indirilmektedir.

Fitre (Fıtır Sadakası) : Ramazan Bayramı sadakası olarak da bilinir. Temel ihtiyaçlarının dışında belli bir miktar mala sahip olan Müslümanların Ramazan Bayramı’na ulaşmalarının bir şükrü olarak yerine getirmeleri gereken ibadettir. Fitre için müstehap olan vakit, sabah namazı ile bayram namazı vakti arasında veya bayramdan birkaç gün öncesidir. Böylelikle ihtiyaç sahipleri kendilerine ulaşan fitrelerle bayram için hazırlık yapabilirler.
Fıtır sadakası Hicret’in 2. senesinde zekât farz olmadan önce vacip kılınmıştır. Akıl ve buluğ şart değildir. Çocukların ve akıl hastalarının fitresini velileri verirler. Fıtır sadakası, zekât gibi malın değil, başın zekâtıdır. Bunun için asıl ihtiyaçlardan fazla olan malın üzerinden bir yılın geçmesi ve ticaret malı olması şart değildir. Aile reisi bütün aile fertleri adına fitreyi verebilir. Kişi başına, normal bir insanın bir günlük yiyeceği miktarda fitre verilmesi uygun olanıdır.

Mahya : Mahyacılık sanatı Türklere mahsus bir adettir. Mahya geleneği sadece Ramazan’a mahsus olduğu için Farsça “aylık” anlamına gelen “mahiye” kelimesinden türemiştir. Ramazan’da büyük camilerin karşılıklı iki minaresi arasında, ip gerilerek asılan ve geceleri yakılarak meydana getirilen ışıklı şekil veya yazılardır. Mahyacı, yazı veya şekli önce kareli kâğıt üzerinde planlar. Her bir kareye isabet eden çizgiye göre yapılacak düğümleri hesaplar. Sonra ayrı ayrı iplere kandiller (lambalar) dizer. Böylece harf ve çizgiler sırasıyla minareler arasındaki yerini alır. İşte o zaman mahya ustaları aylardan beri büyük bir titizlik ve gizlilik içerisinde hazırladığı tasarılarını sema ekranında sergiler.
Osmanlı zamanında mahyaları temaşa eden yabancı bir gezgin şöyle der: "Dünya yüzünde sevilmeye ve sayılmaya layık Türklerin hiçbir medeni eserleri olmasa bile, yalnız şu gökten yıldızları toplayıp minareler aralarında yazı yazmayı akıl etmeleri, bunda muvaffak olmaları, onların medeniyette ne kadar ilerde olduklarının bir ifadesidir.".

Kadir Gecesi : Kadir Gecesi, Kur'ân-ı Kerîm'in indirildiği mübarek gecenin adıdır. Bu gecenin tam vakti açıklanmamış olmakla birlikte hadîs-i şeriflerde, Ramazan'da ve özellikle Ramazan'ın son on günü içerisinde bulunduğu ifade edilmiştir, bununla beraber Ramazan'ın 27. gecesi olduğu hakkında da yaygın bir kanaat vardır. Kadir Gecesi Kur'ân-ı Kerîm'de ismen geçmekte ve hakkında müstakil bir sure (Kadir Suresi) bulunmaktadır. Bu surede Kadir Gecesi'nin bin aydan hayırlı, meleklerin ve Rûhu'l-Kudüs'ün indiği, ta fecre kadar esenlik dolu bir gece olduğu ifade edilir. Kadir Gecesi'nin vaktinin kesin olarak belirlenmemesinin hikmeti üzerinde duran alimler, bu durumun, gecenin feyzinden istifade etmek için daha uygun olduğunu söylemişlerdir. Nitekim bu kısmi belirsizlik sayesinde müminlerin Kadir Gecesi ümidiyle bütün Ramazan gecelerini ibadet şuuru içerisinde geçirmeleri söz konusudur.

Arefe Günü : Arefe Günü, aslen Kurban Bayramı'ndan bir gün öncesine verilen isimdir. Hacca gidenlerin o günkü vazifesi olan Arafat Vakfesi'ne nispetle bu ismi almıştır. Ancak Türkçe'de zamanla Ramazan Bayramı'ndan bir önceki gün için de "arefe" kelimesi kullanılır olmuştur. Günümüz Türkçesi'nde arefe, bayramlardan, hatta önemli bazı günlerden bir önceki gün manasında kullanılmaktadır.

Güllaç : Güllaç, Ramazan ayına has geleneksel Türk tatlılarından biridir, süt ve gül suyundan yapılır. Güllaç, sütlü olduğundan iftardan sonra rahatlıkla yenebilecek, hazmı kolay ve hafif bir tatlıdır. Sarayda da bu özelliğiyle çokça tercih edilmiştir. Günümüzde arzuya göre koyulan gülsuyu, Osmanlı Mutfağı'nda ferahlatıcı etkisi olduğu gerekçesiyle mutlaka eklenirdi. Güllaç ismi de bir bakıma buradan gelmektedir.
15. yüzyıl ortalarına kadar Osmanlı’da halk mısır nişastasından yufka açıp stoklar ve havayla temas halinde olduğu için kuruyan bu yufkaları süt ve şekerle ıslatıp yerdi. Zamanla içine gülsuyunun da eklenmesiyle ortaya “güllü aş” ismi verilen tatlı çıktı ve (tıpkı “sütlü aş”ın “sütlaç”a dönüşmesi gibi) ismi “güllaç” oldu. Güllaç ilk kez 1489 yılında Osmanlı sarayına girdi.

Diş Kirası : Ramazan ayına has geleneklerimizden biri de diş kirasıdır. Davetlilerin o gece zahmet edip gelerek hane sahibinin sevap kazanmasına vesile olması nedeniyle verilen diş kirasının amaçlarından biri de fakir fukaraya bir vesile ile destek olmaktır.
Tabii işin aslı, bu vesile ile muhtaçlara yardımda bulunmak onları sevindirmektir. Osmanlı döneminde iftara davet edilen misafirlerin yanında fakir halk içinde sofralar hazırlanır, çat kapı gelen Allah misafiri geri çevrilmez, içeriye alınırdı. Misafirler iftardan sonrası teravih namazına gitmek üzereyken hane sahibi kesesine göre hediyeler hazırlanır ve diş kirası olarak hediye edilirdi. Yemeğini bitirenler diş kiralarını aldıktan sonra "Kesenize bereket", "Allah daha çok versin", "Ziyade olsun" gibi dualarla konaktan ayrılırlardı.
   
Hesap Numaraları
4444 KYD