| |
|
|
|
|
|
|
İftar Saati
|
:
|
00:00
|
|
Kalan Süre
|
:
|
00:00:00
|
|
|
|
|
|
İmsak Saati
|
:
|
00:00
|
|
Kalan Süre
|
:
|
00:00:00
|
|
|
|
|
|
 |
RAMAZAN LÜGATI
|
 |
Ramazan : Hicri takvimin dokuzuncusu ve üç ayların sonuncusu olan Ramazan
“on bir ayın sultanı” olarak anılır. Kur’an-ı Kerim bu ayda nazil olmaya
başlamıştır. Kur’an’da ismi açıkça geçen tek ay Ramazan’dır. Ramazan’a bu ismin
verilmesindeki hikmet iki şekilde anlatılır:
Sonbahardan önce yağıp yeryüzünü tozdan temizleyen yağmur anlamına gelen “ramdâ”
kökünden türemiştir. Yağmurun yeryüzünü temizlediği gibi, Ramazan ayı da
insanları günahların kirinden arındırır.
Güneşin şiddetli hararetinden taşların yanıp kızması anlamına gelen “ramad”
kökünden türemiştir. Kızgın taşların yürüyenin ayaklarını yakması gibi,
Ramazan’da müminlerin günahlarını yakar, yok eder.
Oruç : Diğer dinlerde de uygulanan bir ibadet olan oruç, İslam’da
Müslüman olmanın beş şartından, İslam’ın dört temel ibadetinden biridir.
Kelimenin aslı Farsça “günlük” anlamına gelen “Ruze”dir. Önceleri “Oruze” olarak
kullanılmış, daha sonra oruç şeklinde ifade edilmeye başlanmıştır. Arapçada
orucun karşılığı “savm” kelimesidir. Savmın anlamı yemek-içmekten kendini
tutmak, hareketsiz kalmak ve her şeyden elini eteğini çekmektir. Kur’an’da savm
“susmak” anlamında da kullanılmıştır.
İslamî anlamda oruç, imsaktan güneş batıncaya kadar yemekten, içmekten, cinsel
ilişkiden ve orucu bozan diğer şeylerden kulluk niyetiyle nefsi alıkoymaya
verilen isimdir.
Sahur : “Seher” kelimesinden türeyen sahur, gecenin son altıda birinde
tan yerinin ağarmaya başlamasından önce yenen yemeğe verilen isimdir. Sahur
yemeği, temcit yemeği olarak da anılır. Hz. Peygamber (a.s.m.) sahur yemeğini
özellikle teşvik ederek, Yahudilerin tuttuğu oruçtan sahur yemeği ile
ayrılacağımızı beyan etmiştir. Efendimiz, bir hadislerinde, “Sahura kalkıp yemek
yiyin, zira sahurda bereket vardır” buyurmuşlardır.
İmsak : “Mesk” (tutmak, terk etmek) kökünden türeyen imsak kelimesinin
sözlük anlamı, nefsine hakim olup bir şeyden el çekme, perhizdir. Zıddı
iftardır. İslam literatüründe oruca niyet eden insanın orucu bozan şeyleri
yapmamaya başlaması gereken zamandır. Oruç imsakla birlikte başlar. Kur’an-ı
Kerim’de imsak, fecir kelimesiyle anlatılır: "Fecirde beyaz iplik siyah iplikten
ayırt edilinceye kadar yiyin, için. Sonra orucunuzu geceye kadar sürdürün."
(2/187). Beyaz ve siyah ipliğin görünmesinden maksat, gündüzün aydınlığı ile
gecenin karanlığının birbirinden ayrılmasıdır.
İftar : Arapça kahvaltı anlamına gelen “futûr” kelimesinden türeyen
iftar, güneş battıktan sonra orucu açmak üzere yenen yemeğe verilen isimdir.
Akşam namazını bildirmek üzere okunan ezan aynı zamanda iftarı da haber verir.
Hz. Peygamber'in iftar etmedikçe akşam namazı kılmadıkları, hiç değilse bir
yudum su içtikleri rivayet edilmiştir. İftarda acele etmenin sebebi, oruçlu
oldukları zaman iftarı yıldızları görünceye kadar geciktiren Yahudi ve
Hıristiyanlar’a benzememektir. Bu nedenle iftarı acele yapmak müstehap
sayılmıştır.
Teravih : Teravih, Arapça’da “oturmak, istirahat etmek, rahatlamak”
manasına gelen “terviha” kelimesinin çoğuludur. İslam dilinde Ramazan ayında
yatsı namazından sonra kılınan 20 rekatlık namaza verilen isimdir. Teravih
namazı, her dört rekatın sonunda oturulup biraz dinlenildiği için bu adı
almıştır. Her Müslüman için sünnet-i müekkede yani Peygamberimizin devamlı
işleyip nadiren terk ettiği bir ibadet olan teravih, orucun değil vaktin
sünnetidir. Ramazan gecelerini ihya etmek için kılınan teravih namazı Kur’an’da
zikredilmemekle birlikte birçok hadiste yerine getirilmesi teşvik edilen
ibadetlerdendir.
Mukabele : Karşılaştırma, yüzleştirme, karşılık verme anlamlarına gelen
“mukabele” kelimesi Kur’an tarihi ile ilgili bir terimdir. Kur'an'ın Allah
tarafından indirildiği şekilde muhafazası, âyet ve sûrelerin düzeninin doğru
olarak tespiti ve bunun kontrolü için Cebrail (a.s.) her sene Ramazan ayının her
gecesinde, Hz. Peygamber’e gelirdi. Hz. Peygamber Kur'an âyetlerini Cebrail'e
okurdu. Buna "arz" denir. Aynı âyetleri, mukayese için Cebrail okumasına ise
"mukabele" denir. Bu şekilde Kur'an, Hz. Peygamber'e âyet âyet nazil olduğundan
her âyetin yeri, hangi sûrenin neresine yazılacağı Cebrail tarafından
bildirildi. Resul-i Ekrem de vahiy kâtiplerine bu şekilde yazdırır, hafızlar da
buna göre ezberlerdi. Mukabele, Müslümanlar arasında köklü bir gelenek halinde
günümüze kadar gelmiştir. Kur’an ayı olan Ramazan’da evlerde ve camilerde
mukabeleler okunup hatimler indirilmektedir.
Fitre (Fıtır Sadakası) : Ramazan Bayramı sadakası olarak da bilinir.
Temel ihtiyaçlarının dışında belli bir miktar mala sahip olan Müslümanların
Ramazan Bayramı’na ulaşmalarının bir şükrü olarak yerine getirmeleri gereken
ibadettir. Fitre için müstehap olan vakit, sabah namazı ile bayram namazı vakti
arasında veya bayramdan birkaç gün öncesidir. Böylelikle ihtiyaç sahipleri
kendilerine ulaşan fitrelerle bayram için hazırlık yapabilirler.
Fıtır sadakası Hicret’in 2. senesinde zekât farz olmadan önce vacip kılınmıştır.
Akıl ve buluğ şart değildir. Çocukların ve akıl hastalarının fitresini velileri
verirler. Fıtır sadakası, zekât gibi malın değil, başın zekâtıdır. Bunun için
asıl ihtiyaçlardan fazla olan malın üzerinden bir yılın geçmesi ve ticaret malı
olması şart değildir. Aile reisi bütün aile fertleri adına fitreyi verebilir.
Kişi başına, normal bir insanın bir günlük yiyeceği miktarda fitre verilmesi
uygun olanıdır.
Mahya : Mahyacılık sanatı Türklere mahsus bir adettir. Mahya geleneği
sadece Ramazan’a mahsus olduğu için Farsça “aylık” anlamına gelen “mahiye”
kelimesinden türemiştir. Ramazan’da büyük camilerin karşılıklı iki minaresi
arasında, ip gerilerek asılan ve geceleri yakılarak meydana getirilen ışıklı
şekil veya yazılardır. Mahyacı, yazı veya şekli önce kareli kâğıt üzerinde
planlar. Her bir kareye isabet eden çizgiye göre yapılacak düğümleri hesaplar.
Sonra ayrı ayrı iplere kandiller (lambalar) dizer. Böylece harf ve çizgiler
sırasıyla minareler arasındaki yerini alır. İşte o zaman mahya ustaları aylardan
beri büyük bir titizlik ve gizlilik içerisinde hazırladığı tasarılarını sema
ekranında sergiler.
Osmanlı zamanında mahyaları temaşa eden yabancı bir gezgin şöyle der: "Dünya
yüzünde sevilmeye ve sayılmaya layık Türklerin hiçbir medeni eserleri olmasa
bile, yalnız şu gökten yıldızları toplayıp minareler aralarında yazı yazmayı
akıl etmeleri, bunda muvaffak olmaları, onların medeniyette ne kadar ilerde
olduklarının bir ifadesidir.".
Kadir Gecesi : Kadir Gecesi, Kur'ân-ı Kerîm'in indirildiği mübarek
gecenin adıdır. Bu gecenin tam vakti açıklanmamış olmakla birlikte hadîs-i
şeriflerde, Ramazan'da ve özellikle Ramazan'ın son on günü içerisinde bulunduğu
ifade edilmiştir, bununla beraber Ramazan'ın 27. gecesi olduğu hakkında da
yaygın bir kanaat vardır. Kadir Gecesi Kur'ân-ı Kerîm'de ismen geçmekte ve
hakkında müstakil bir sure (Kadir Suresi) bulunmaktadır. Bu surede Kadir
Gecesi'nin bin aydan hayırlı, meleklerin ve Rûhu'l-Kudüs'ün indiği, ta fecre
kadar esenlik dolu bir gece olduğu ifade edilir. Kadir Gecesi'nin vaktinin kesin
olarak belirlenmemesinin hikmeti üzerinde duran alimler, bu durumun, gecenin
feyzinden istifade etmek için daha uygun olduğunu söylemişlerdir. Nitekim bu
kısmi belirsizlik sayesinde müminlerin Kadir Gecesi ümidiyle bütün Ramazan
gecelerini ibadet şuuru içerisinde geçirmeleri söz konusudur.
Arefe Günü : Arefe Günü, aslen Kurban Bayramı'ndan bir gün öncesine
verilen isimdir. Hacca gidenlerin o günkü vazifesi olan Arafat Vakfesi'ne
nispetle bu ismi almıştır. Ancak Türkçe'de zamanla Ramazan Bayramı'ndan bir
önceki gün için de "arefe" kelimesi kullanılır olmuştur. Günümüz Türkçesi'nde
arefe, bayramlardan, hatta önemli bazı günlerden bir önceki gün manasında
kullanılmaktadır.
Güllaç : Güllaç, Ramazan ayına has geleneksel Türk tatlılarından biridir,
süt ve gül suyundan yapılır. Güllaç, sütlü olduğundan iftardan sonra rahatlıkla
yenebilecek, hazmı kolay ve hafif bir tatlıdır. Sarayda da bu özelliğiyle çokça
tercih edilmiştir. Günümüzde arzuya göre koyulan gülsuyu, Osmanlı Mutfağı'nda
ferahlatıcı etkisi olduğu gerekçesiyle mutlaka eklenirdi. Güllaç ismi de bir
bakıma buradan gelmektedir.
15. yüzyıl ortalarına kadar Osmanlı’da halk mısır nişastasından yufka açıp
stoklar ve havayla temas halinde olduğu için kuruyan bu yufkaları süt ve şekerle
ıslatıp yerdi. Zamanla içine gülsuyunun da eklenmesiyle ortaya “güllü aş” ismi
verilen tatlı çıktı ve (tıpkı “sütlü aş”ın “sütlaç”a dönüşmesi gibi) ismi
“güllaç” oldu. Güllaç ilk kez 1489 yılında Osmanlı sarayına girdi.
Diş Kirası : Ramazan ayına has geleneklerimizden biri de diş kirasıdır.
Davetlilerin o gece zahmet edip gelerek hane sahibinin sevap kazanmasına vesile
olması nedeniyle verilen diş kirasının amaçlarından biri de fakir fukaraya bir
vesile ile destek olmaktır.
Tabii işin aslı, bu vesile ile muhtaçlara yardımda bulunmak onları
sevindirmektir. Osmanlı döneminde iftara davet edilen misafirlerin yanında fakir
halk içinde sofralar hazırlanır, çat kapı gelen Allah misafiri geri çevrilmez,
içeriye alınırdı. Misafirler iftardan sonrası teravih namazına gitmek üzereyken
hane sahibi kesesine göre hediyeler hazırlanır ve diş kirası olarak hediye
edilirdi. Yemeğini bitirenler diş kiralarını aldıktan sonra "Kesenize bereket",
"Allah daha çok versin", "Ziyade olsun" gibi dualarla konaktan ayrılırlardı.
|
 |
 |
 |
|
|